24 Kasım 2009 Salı

video

3 Kasım 2009 Salı

DOMUZ GRİBİ AŞISININ YAN ETKİLERİ NE?

Domuz Gribi aşısı yaptıracaklara, aşılar uygulanmadan önce bazı bilgilendirme formları dağıtılıyor. Bu formlarda aşı yaptıracak kişilere aşının yan etkileriyle ilgili Sağlık Bakanlığı’nın uyarıları da bulunuyor.
Türkiye'de, İtalya'da üretilen "fosetria" adlı H1N1 aşısı uygulanmaya başlandı. Aşı olacaklara hastanelerde bilgilendirme formları da dağıtılıyor. Formlarda aşının kimlere yapılmayacağına ilişkin uyarılar var. Buna göre, yumurtaya karşı allerjisi olanlar, önceki grip aşılarına allerji gösterenler, çevresel sinir sistemi bozukluğundan kaynaklanan gbs sendromu geçirmiş kişiler ile kauçuğun hammaddesi olan latex'e allerjisi olanların aşı olmamaları isteniyor. 38 derece ve üstü ateşi olanlar da aşı yapılmayacak gruplar arasında yer alıyor.
Bilgilendirme formunda aşının yan etkilerine ilişkin uyarılar da var. Buna göre, aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet ve şişlik oluşacak, baş, kas ve eklem ağrısı yaşanabilecek. Ateş, mide bulantısı, terleme, üşüme ve titreme ile lenf bezlerinde şişlik de yan etkiler arasında.
Formda, çok nadiren görülebilecek korkutucu yan etkilere dair uyarılara da yer veriliyor. Ciddi allerjik reaksiyonlar, beyin dokusu, sinir, böbrek ve damar iltihabı, bilinç kaybı ve istemli kaslarda şiddetli ritmik kasılmalar, yüz felci ve solunum sistemi rahatsızlıkları bunlar arasında sayılıyor. Bilgilendirme formunda bu ağır yan etkilerin, yıllardır kullanılan mevsimsel grip aşılarında zaman zaman görüldüğü hatırlatılıyor. Domuz gribi aşılarında bu tür belirlenmiş yan etkilere şu ana kadar rastlanmadığı, sadece görülebileceği varsayımından yola çıkılarak bu uyarıların yapıldığı vurgulanıyor.

KAYNAK: ntv

15 Ekim 2009 Perşembe

4G çok beklemeyecek gibi...



Nokia'dan sonra sıra Samsung'da: Firmalar birer birer yeni mobil interneti kucaklıyor.

4G standardı: 2010'da geliyor.


Samsung çıkacak olan mobil internet standardı LTE'yi destekleyen ve son kullanıcıya hitap eden ilk cihazlarını duyurdu. Cihazlar PC ve laptop'larda kullanılabilecek USB modem şeklinde tasarlandı. Samsung modemi aralarında TeliaSonera'nın da bulunduğu birçok şebeke operatörüne dağıtacak. Samsung LTE hizmetini önümüzdeki sene İsveç ve Norveç'te kullanıma sunacak.LTE kablosuz standardı (Long Term Evolution) şu an kullanımda olan UMTS ve HSDPA standartlarının (3G, 3,5G) halefi olacak. 4G olarak da tanımlanan standart, 300 Mbit/s download ve 75 Mbit/s upload hızına ulaşabilecek. Samsung dışında diğer cep telefonu üreticileri de gelecekte LTE'ye geçmek istiyor. Piyasa devi Nokia geçenlerde ilk LTE modemini tanıttı. Apple iPhone hakkında da 4G dedikoduları yapılıyor.
kaynak: chip.com.tr

4 Ekim 2009 Pazar

ünlü markalar nasıl?


Kodak
Kodak'ın kurucusu olan George Eastman, yıllardır kamera ve film dünyasına öncülük eden bu şirkete 1888 yılında bizzat kendisi bu ismi vermiştir. Kısa, akılda kalıcı ve söylenişi kolay bir marka ismi seçmeye özen gösteren Eastman, Kodak isminden bir hayli umutluydu.


Nintendo

İsmi İngilizce'den dilimize çevrildiğinde 'Şansını cennete bırak' gibi bir anlama gelen Nintendo, günümüzde video oyun endüstrisinin en önemli aktörlerinin başında yer alıyor. 1989 yılında adını tüm dünyaya duyurmaya başlayan Nintendo, oyun konsolları pazarında da liderliğini sürdürüyor













Sony

Koreli rakibi Samsung'a göre nispeten daha genç olan Sony, ilk kez 1946 yılında Tokyo Tshushin Kokyo ismiyle ortaya çıktı. İlk yıllarda pirinç ocağı üretimiyle satışlarını gerçekleştiren Sony, 1955 yılından itibaren Latincede 'genç delikanlı' anlamına gelen Sonny'den esinlenerek Sony ismini aldı ve yoluna devam etti. Portatif TV'lerden Walkman'e, PS serisinden CD/DVD çalara kadar geniş yelpazede ürünleri bulunan şirket, bugün dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alıyor.














Sega

Hayatına 1940 yılında Hawaii'de başlayan Sega, o yıllarda daha çok pinball makinelerinde boy gösteriyordu. 1951 yılında ise Japonya'nın başkenti Tokyo'ya taşınan Sega, ismini 'Services Games' olarak yeniden belirledi ve Amerikan ordusu için çalışmalarını bir süre sürdürdü. 1965 yılında ise Rosen Enterprises isimli bir başka şirketle yollarını birleştiren Sega, Services Games olan ismini kısaltarak bugün dünyanın çok iyi tanıdığı SEGA ismini aldı.








Nokia

Dünyanın bir numaralı cep telefonu üreticisi olan Nokia, ilk kurulduğu yıllarda bu sektörde faaliyet göstermiyordu. Hayatına ilk olarak 1865 yılında Finlandiya'nın Tampere şehrinde başlayan şirket, o yıllar daha çok bir kağıt üreticisi konumundaydı. Şirketin patronu olan Fredrik Idestam, daha sonra Finlandiya'nın Nokia isimli bir bölgesinde yeni bir fabrika açtı ve şirketin isminin de bu bölgenin ismiyle aynı olmasını uygun gördü.

Cisco Systems

1984 yılında kurulan Cisco Systems, adını ABD eyaletlerinden San Francisco'dan aldı.


Atari

Video oyunları sektöründe adını tüm dünyaya duyuran bir diğer isim ise Atari oldu. Adını Go isimli bir oyundan alan Atari, oyuncu ya da oyuncu gruplarının sahip olduğu taşların rakipleri tarafından ele geçirilme tehdidi altında olduğunu ifade ediyordu.


Toshiba

Tüketici elektroniği pazarındaki bilinen en eski şirket olan Toshiba, hayatına 1875 yılında Tanaka Seizo-Sho ismi altında telefon mühendisliği firması olarak başladı. 1899 yılında Tokyo Denki ismini alan şirket, 1939 yılından itibaren ise Tokyo Shibaura Electric şirketi olarak hayatına devam etti. Sanyo
Sanyo, Japonya'da bulunan Hint, Atlas ve Pasifik okyanuslarını ifade ediyor. Sanyo'nun kurucusu, tüm dünyaya ulaşmak istediğinden, şirkete isim koyarken tüm dünyaya suları uzanan bu okyanuslardan ilham aldı.

Seiko

Dünyanın tanıdığı bu saat üreticisi, adını Japonca'da 'zarif' ve 'başarı' anlamına gelen iki kelimenin kısaltmalarından alıyor.

Canon

Bir şirket olmaktan öte, Precision Optical Unstruments Laboratory şirketinin bir markası olan Canon, hayatına 1993 yılında kamera üretimiyle başladı. Kwanon adı altında üretilen bu ilk kameralar 1995 yılından sonra yerini ticari marka olarak 'Canon'a bıraktı. Benzer anlamlara gelen Kwanon ve Canon, İngilizce'de 'criterion' olarak geçen 'kriter' kelimesinden anlamına geliyor.




Sharp

Dünyanın ünlü Japon markalarından biri olan ünlü LCD TV devi Sharp, ismini "Ever-Sharp" isimli kalemden alıyor. 1925 yılında tüketici elektroniği pazarına giren Sharp, o yıllarda Japonya'nın ilk kristal radyo üreticilerinden biriydi.



Magnavox

1915 yılında Edwin Pridham ve Peter Jensen tarafından kurulan Magnavox, adını Latince'de 'yüksek ses' anlamına gelen 'Magnavox' kelimesinden alıyor.

Coleco


Kuruluş yıllarında bugünkünden farklı bir sektörde olan ve ayakkabı derisiyle uğraşan Coleco, adını 'Connecticut Leather Company' isminin kısaltmasından alıyor.


Samsung

Tüketici elektroniği pazarına aslında oldukça yeni olan Koreli şirket, hayatına 1969 yılında Samsung-Sanyo Electric Company ismi altında başladı. Aslında kökleri 1939 yılına kadar uzanan ve Byung-Chull tarafından kurulan Samsung-Sanyo Electric Company, o yıllarda sebze, meyve ve balık ihracatıyla uğraşıyordu. 1970'li yılların sonuna doğru tekstil ve inşaat endüstrisiyle daha yakından ilgilenen şirket, bunun yanında tüketicilerine renkli TV'ler de sunuyordu. Sonraki 10 yılında uçak yapımına odaklanan Samsung-Sanyo Electronic Company, o yıllarda dünyanın en küçük video kaydedicilerini üretiyordu. Bugün ise Sony gibi dev markalarla rekabet içinde olan Samsung, milyar dolarlık satış rakamıyla dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri. İsmini Kore dilinden alan Samsung'un kelime anlamı "üç yıldız" demektir.

Apple


Her eve bilgisayar girme rüyası 1970’li yılların sonlarında Apple’ın kişisel bilgisayarının doğuşuyla hız kazandı. Renkli grafikleriyle ev kullanıcılarının ilgisini çekmeyi başaran Apple’ın kurucularından Steve Jobs, Apple bilgisayarlarını ilk önce yatak odasında, burası küçük gelmeye başlayınca evlerinin garajında üretmeye başladı. Jobs, Reed College’da bir dönem okuduktan sonra üniversiteyi bıraktı. Ruhsal aydınlanma aramak için Hindistan’a giden Jobs, dönüşte Hint kıyafetleri ve tıraş edilmiş kel kafası ile Atari bilgisayarda çalışmaya başladı. Kısa süre sonra da Apple I için çalışmalara başlayan Steve Jobs 21 yaşında Apple Computer firmasını 1976 yılında kurdu. 25 yaşına geldiğinde 1980 yılında Apple’ı halka arz etti ve milyonerler dünyasına adım attı. Apple şirketi şu an iMac kişisel bilgisayarlarının ve iPod müzik çalarların üreticisi konumunda bulunuyor. Steve Jobs, 4,4 milyar dolarlık kişisel servetiyle milyarderler listesinde yer alıyor.


LG

Touchphone'ları ve TV'leriyle tanınan LG, iki şirketin birleşmesi sonucu LG ismini aldı. Ev ürünleri üreten Lucky firmasıyla ucuz elektronik cihazlar üreten GoldStar'ın birleşmesiyle ortaya çıkan LG, 1995 yılından sonra GoldStar'ın ortadan kaldırılmasıyla yerini LG Electronics'e bıraktı.


JVC

1927 yılında Yokohama'da kurulan JVC(Japanese Victory Company)'nin kökleri Victor Talking Machine Company'e kadar uzanıyor. İlk yıllar fonograf üretimiyle ilgilenen şirket, daha sonra VHS video kaydedici ve TV pazarına el attı.



Panasonic

Matsushita Electric Industrial şirketi tarafından imal edilen elektrikli aletlerin bir markası olan Panasonic, ilk olarak 1918 yılında ortaya çıktı. Amerika pazarında o yıllar National markasının çok kullanılmasından dolayı Panasonic ismini tercih eden şirket, Japonya'da halen National markası altında faaliyet gösteriyor.




Microsoft

Microsoft doğduğunda Bill Gates 20 yaşındaydı Bill Gates, Harvard Üniversitesi’ne hukuk okumak için girdi fakat özel ilgisi bilgisayar programcılığıydı. 1 Ocak 1975 sayılı Popüler Elektronik dergisinde Altair8800 adlı bilgisayarı görünce bunun için bir program göstermek
istediğini bilgisayar üreticisine söyler. Ancak elinde ne bilgisayar vardır, ne de göstermeyi taahhüt ettiği program. Bill Gates ve Paul Allen 8 haftada programı yazarlar ve Altair8800
üstündeki denemede başarılı olur. Bill Gates, Harvard’ı bırakır ve Altair8800 Firmasının üretim yaptığı şehre taşınır, Microsoft’u kurar. Her ne kadar Bill Gates kadar ön plana çıkmasa da şirketin kurucu ortaklarından olan Paul Allen da Washington Eyalet Üniversitesi’ndeki eğitimini bırakarak Microsoft’un kurulmasını sağlar. Nitekim Bill Gates’in
Harvard’ı bırakmasında Paul Allen’ın etkisi büyüktür.

Google

İnternet dünyasını Google kasırgası kavuruyor. Google basit arayüzü ve hızla sonuç getiren bir arama motoru olarak kurucularını milyarderler listesine sokuverdi. Larry Page ve Sergey Brin, Stanford Üniversitesi’nde doktora çalışmalarında denedikleri arama yöntemi ile yola çıktılar. Doktora çalışmalarına ara verip bu fikrin peşinden koşan iki arkadaş kendilerine yatırım yapacakları işadamları aramaya başlarlar. Sun şirketi kurucularından Andy Bechtolsheim henüz ortada olmayan Google isimli şirkete 100 bin dolar yatırır. Öyle ki resmi anlamda Google şirketi olmadığı için çeki bankada nakde dönüştüremezler ve para bir çekmecede birkaç hafta beklemek zorunda kalır. Yatırımcılardan toplamda 1 milyon dolar toplamayı başaran Page ve Brin, Eylül 1998’de Kaliforniya’da bir arkadaşlarının garajlarında Google şirketini resmen kurarlar. Arama motoru olarak başlayan Google kısa zamanda dev bir şirkete dönüşmeyi başardı. O kadar ki kurulmasından 6 yıl sonra 2004 yılında Google’ın halka arz edilmesiyle Larry Page ve Sergey Brin, Microsoft kurucuları Bill Gates ve Paul Allen’dan daha hızlı milyarderler kulübüne katıldı. Şu an Larry Page ve Sergey Brin 32 yaşında ve her biri yaklaşık 13 milyar dolarlık bir servetleriyle dünya zenginler sıralamasında 12. ve 13. sırada yerlerini aldı. Google, arama motoru dışında birçok alanda faaliyet göstermeye devam ediyor.

Mikrosoft

80’li yıllarda bilgisayarın hayatın her alanına girmesiyle teknoloji şirketlerinin isimleri, sahipleri kulaklarımıza aşina gelmeye başladı. Bu dünyanın ortak özelliklerine bakıldığında göze çarpan iki nokta var: Garaj veya üniversiteyi terk etmek... Bill Gates 50 milyar dolarlık serveti, Windows işletim sistemi ve MSN Messenger ile artık aileden biri. Peki, son 13 yıldır dünyanın en zengini unvanını kimseye bırakmayan bu adam 50 milyar doları kazanmaya nasıl başladı. Harvard Üniversitesi’nde hukuk okumak için girmesine rağmen özel ilgisi bilgisayar programcılığıydı. 1 Ocak 1975 sayılı Popüler Elektronik dergisinde Altair8800 adlı bilgisayarı görünce bunun için bir program göstermek istediğini bilgisayar üreticisine söyler. Ancak elinde ne bilgisayar vardır ne de göstermeyi taahhüt ettiği program. Bill Gates ve Paul Allen 8 haftada programı yazarlar ve Altair8800 üstündeki denemede başarılı olur. Bill Gates, Harvard’ı bırakır ve Altair8800 firmasının üretim yaptığı şehre taşınır, Microsoft’u kurar. Her ne kadar Bill Gates kadar ön plana çıkmasa da şirketin kurucu ortaklarından olan Paul Allen da Washington Eyalet Üniversitesi’ndeki eğitimini bırakarak Microsoft’un kurulmasını sağlar. Nitekim Bill Gates’in Harvard’ı bırakmasında Paul Allen’ın etkisi büyüktür. Allen, 22 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zenginleri arasında ilk 10’daki yerini korumaya devam ediyor.

Youtube
Garajda kurulan şirketler listesinin son popüler örneği YouTube. Kullanıcılarının kendi çektikleri videoları paylaştığı bir site olan YouTube kurucusu ise 20’li yaşlardaki 3 arkadaştan oluşuyor. 2005 yılında kurulan şirket, 2006 yılında TIME dergisi tarafından yılın icadı seçildi. YouTube hızla yükselen popülerliği sayesinde 9 Ekim 2006’da Google tarafından 1,6 milyar dolara satın alındı ve sahiplerini zenginler kulübüne dâhil etti.
Dell

80’li yıllarda yazılım alanında Microsoft ile Bill Gates’in adı duyulurken Apple ve IBM’e bilgisayar dünyasından yeni rakipler de doğmaya başladı. Bunların arasından Dell bilgisayarları diğerlerinden pazarlama tekniği ile kendini ayırt ediyordu. Henüz 19 yaşında Texas Üniversitesi’nde okurken Dell bilgisayar şirketini kuran Michael Dell tüketicilere bilgisayarları bir mağaza aracılığı satmıyor, PC Limited dergisine verdiği ilanla müşterilere birebir ulaşmaya çalışıyordu. Bu strateji Dell bilgisayarlarının rakiplerine oranla daha ucuza mal olmasına ve kişilerin ihtiyaçlarına göre cevap vermesine imkan sağladı. İlk yılında 6 milyon dolar ciro yapan şirketin başarısı Dell’in üniversiteyi bırakıp tam zamanlı şirket yöneticiliğiyle sonuçlandı. 2004 yılında Dell dünyanın en çok kâr eden bilgisayar üreticisi olarak 49 milyar dolar ciro ve 3 milyar dolar kâr etti. Michael Dell 41 yaşında 17,1 milyar dolar kişisel servetiyle 2006 yılında dünyanın en zengin 12. milyarderi unvanına sahiptir.

2 Ekim 2009 Cuma

CEP TELEFONU SEÇME REHBERİ- İLK BAKIŞ VE DİKKAT NOKTALARI



Çoğu markette telefonları kurcalamak ve açıp menüde gezinmek şansımız olmaz… Bu durumlarda telefon hakkında fikir sahibi olunacak ipuçları bulunabilir… Tıpta muayenenin bazı kural ve sıraları vardır… İlk kural iyi bir gözlemci olmaktır. Hasta gelirken veya kapıdan girerken bile çoğu hasta hakkında fikir sahibi olunabilir... Yani menüde gezmeden ve dokunmadan bile telefonlar hakkında bazı fikirler oluşabilir...
Telefonlarda ilk olarak yapıldığı malzemeye bir göz gezdirin… Malzeme plastik mi, metal mi, veya kaplama mı… Metal tasarımlar çoğu zaman daha dayanıklıdırlar… Kaplama olan telefonların bu kısımlarında zamanla dökülmeler olacağını gözardı etmeyin… Plastik tasarımlarda da esnemeler ve çatlaklar oluşma şansı bir hayli fazladır…

Tuş takımlarının yapıldığı malzeme, birbirlerine yakınlığı, küçük oluşu ve yerleşim bozukluğu telefon kullanımında başınızı ağrıtabilir… Tuş takımında yetersiz ışık altında ışıklandırma olup olmadığına ve bunun yeterli olup olmadığına bakın derim.. Tuşlar üzerindeki rakam ve harflerin silinebilir yapıda olmamasına ve mümkünse tuşun yumuşak değil sert malzemeden yapılmasına özen gösterin... 4 yönlü navigasyon tuşu bulunan ceplerde alt navigasyon tuşu ile 2 tuşunun yakınlğına ve birine basarken diğerine de basılıp basılmadığına dikkat edin… Bu işlemi diğer tuşlar için de yapabilirsiniz…
Ekran için ise öncelikle toz kaçar yapıda olup olmamasına dikkat etmek gerek… Ekran ön kısmında koruyucu cam bulunması ekranın darbelerde dayanıklı olmasını sağlar.. Parmak izi bırakıp bırakmadığı ve çabuk kirlenecek bir yapıda olup olmadığına dikkat edin… Bunun dışında ekran açılmadan çok şey söylemek yanlış olabilir… Gerisi sonra…
Açma kapama tuşu; genellikle pahalı ve kaliteli telefonlarda ayrı bir tuş ile olurken, ucuz fiyatlı ve düşük kaliteli telefonlarda genellikle çağrı sonlandırma (No) tuşuna uzun süre basmak ile mümkün olabilmektedir…
Bir veya daha çok ayrı hoparlörü var mı, yoksa tüm sesler ahizeden mi çıkıyor bu önemli olabilir. Ahizeden ses veren telefonlarda uyarı seslerini duymakta zorlanabilirsiniz…
Hafıza kartı, USB girişi vb girişlerinde kapak olması telefona estetik olarak güzellik katarken aynı zamanda su ve tozdan da koruyacaktır…
Pil kapağı da kolay açılır ve takılır cinsten olmalıdır. Çok SIM kart takan ve çıkaran biriyseniz veya hafıza kartı telefon iç kısmındaysa zor açılan bir kapak çok can sıkıcı olabilir..
Telefon kameralı ise kamera kapağı olmasına dikkat edin… Yoksa kameranız çizilebilir, kırılabilir veya tozlanabilir.
Ayrıca telefonu kenarlarında 3.5 mm kulaklık girişi, ses açma kapama tuşları, kamera çekimi için tuşlar ve galeri tuşları, tuş kilidi tuşları olabilir. Eğer alakanızı cezbediyorsa dikkkatle inceleyin derim….

Yine istiridye veya kayar kapaklı ise açık ve kapalı kapak konumlarında ekran ve tuşların bulunduğu kısımları oynak yapıda kırılgan durmadığına dikkat edin. Yine kayar kapaklı ve istiridye kapaklı telefonlarda telefonun kapağının kapalı olduğu durumda diğer tuşlar göz önünde olmasa bile 4 yönlü navigasyon tuşu, seçim tuşları ve yes-no tuşlarının açıkta kalıyor olması telefonu açmadan kurcalamanıza yardımcı olabilir.
Gün ışığını algılayan sensör yaklaşık 2 mm çaplı bir bölgedir. Dikkat… Bu pil tasarrufu için önemlidir. gereksiz yere gündüz vakti tuş ışıklarınız yansın istemezsiniz galiba...
Telefonda pil varsa çıkarıp SIM kart yuvasına bir bakın. SIM kart kolay takılıp çıkarılabiliyor mu buna dikkat edin. Yine burada yazan model alt tipi, IMEI numarasını vs not edin.. Telefonu açtığınızda IMEI numarasına bakın ve uyumlu değilse bu telefon gümrüğe uygunsuz maldır veya bir sorun vardır... Dikkat!
Yine pil kapağı altındaki vidaları yakından inceleyin. Eğer üzerinde çizikler varsa veya yuvası bozulmuşsa açılmış bir telefondur…
İkinci bir kamera varsa bu kameranın yerleşimine dikkat edin… 3G konuşma sırasında sevdiğiniz insan sizin yüzünüzü görürken siz telefonunuzun arkası ile konuşmayın... :)

Kutu içeriği

Kutunun ilk defa yanınızda açılmış olmasına ve gözleriniz önünde kapatılmasına dikkat edin… Kutu hasarlı durumda ise görevliden yenisini istemekten çekinmeyin…
Önce kutuya dışarıdan bakın… Kaliteli kutu genellikle kaliteli malı gösterir. (istisnalar kaideyi bozmaz… :))
Unutmadan söyleyeyim… fTelefonu alır almaz aturanızı hemen kutunu uygun bir yerine koyun. Fatura bulmanın en kolay yolu budur…
Çoğu modelde kutuda sadece pil, garanti belgesi, kullanıcı klavuzu ve şarj cihazı bulunurken pahalı ve kaliteli ürünler yanlarında çok daha fazlasını sunmakta… Neler olabilir derseseniz; yedek kapaklar, yedek piller, USB ve veri bağlantı kabloları, kılıflar, hafıza kartları, temizleme bezleri, bileklikler (telefona takılan)… Bunları internetten kontrol ederek eksikleri görün…
Şarj aleti büyük olmasın mümkünse… Çünkü seyahatlerde taşıması sıkıntı oabilir. USB üzerinden şarj olan mdeller çoğu yerde şarj ihtiyarcınızı karşılar. Sık kullanılan Nokia modellerinin belki de en önemli avantajı şarj cihazının kolay bulunur olmasıdır… :) Ayrıca ülkemiz elektrik standardlarına uygun şarj cihazları olmalı… Kaçak yollarla alınan telefonlar yanabilir…
Pil genelde kutudadır ve bir kutu veya poşet içinde yer alır… pil üzerindedki hologramı kotrol edin.. Sahteleriyle ayırmalısınız. Ayıramıyorsanız üzerindeki seri numarası bu konuda size yardımcı olacaktır… Sahte pil hem şarjınızı az süre götürür hem de standardlara uygun olmadığından kanserojen olabilir...

Boyutlar ve şekil; Eğer telefonunuzu kılıf yerne cebinizde taşıyorsanız ince ve küçük boyutlu telefonları tercih edin… Kayar kapaklı telefonlar cebinizden çıkarırken açılabileceği için bu sizin için sıkıntı yaratacaksa tercih etmeyin… Telefonu elinize aldığınızda tam olarak oturup oturmadığına ve elinizde rahatsızlık veri vermediğine dikkat edin… Telefonun köşe kısımlarının yuvarlatılmış olması elinize daha rahat oturumunu sağlayabilir… Kayar veya istiridye kapaklı ise tek elle rahat açılıp açılmadığına dikkat edin...


Önerilerinizi bekliyorum...

23 Eylül 2009 Çarşamba

CEP TELEFONU SEÇME REHBERİ-> BEN HAYATIMIN HER ANINI KAYDETMEK İSTİYORUM...

Hayatınızın önemli ve güzel anlarını kaydetmek için standard fotoğraflar için 2-3 mp yeterli olsa da bazı kullanıcıları bu kesmemekte… Bu nedenle üreticiler şimdilik 12 mp'e kadar modeller çıkardılar... (Dikkat! Şimdilik...)

Muhtemelen burada durmayacak ve muhtemelen insan gözünün netlik değeri olan 540 megapiksellere kadar gelecekler ileride… Bazı modellerde şimdilik 3x'e kadar optik zoom bile var… Markalar son ve pahalı modellerinde fotoğraf makinesi ve lens üreticileriyle çalışıyorlar…. (Nokia-Carl Zeiss, Motorola-Kodak, Samsung-Schneider gibi)
Burada akıldan çıkmaması gereken fotoğraf kalitesini megapikselin tek başına değil diğer faktörlerle beraber etkiliyor olması… Bu nedenle her 5 mp makine aynı kalitede çekmemekte fotoları…. Hatta bazı 2-3 mp'lik makineler 5 mp'lik makinelere kök söktürmekte… Çözünürlük dışında etkili olanlar; lens kalitesi ve çizilebilirliği, kullanılan yazılım, çevre koşulları vs vs….
Aldığınız modelin ekran büyüklüğü, parlaklığı ve netliği fotoğraflarınızı paylaşırken önemli olabilir… buna da dikkat edilmeli... bu konuya ekran konusunu derlerken dikkat edeceğim... Küçük ayrıntılar orada :)

Bazı modeller Geo tagging özelliği ile nerede çekildiğini unuttuğunuz fotoğrafların yerini sizin için fotoğrafın exif bilgisi içinde depolamakta… bu ilginç olabilir... tabii çok gezenler için...

Bunlar dışında makro, portre, manzara vs modlarda otomatik çekim gibi yazılım özellikleri de sunabilmeli ve anları yakalayabilmek için çok hızlı açılıp fotoğraf çekimine hazır hale gelebilmeli...
Fotoğraf için en elzem etken lens kalitesi olduğundan lensin koruyucu bir bariyeri olmalı… Bunu yazmaya bile gerek yok bence...


Fotoğraf bana yetmemekte ne yapsak ki… Video tabiiki!

Fotoğraf çeken çoğu makinenin video çekme özelliği de bulunmakta… Fotoğraf çekim özelliklerinde dikkat edilmesi gereken şeylerin çoğu burada da geçerli...

Video kalitesi hafıza kartlarının kapasitelerinin arttığı son zamanlara kadar sadece telefonda izlenebilecek kadar net olabiliyordu… Bunları TV'de ve büyük ekranlarda izlemek tam bir hayal kırıklığıydı… Artık son modellerde HD çekimler bile mümkün… Hatta saniyedeki kare sayıları insan gözünün tek tek algılayabileceği 24 fps'lerden çok ileride... Son modellerin bazılarında fps 120'lere kadar çıktı

Video oynatıcılar ise bu gelişmeye ayak uydurmakta çok gecikmedi… Bazı üreticiler Divx dahil pek çok formatı destekleyen modeller çıkardı bile

Ama herşeye rağmen bir fotoğraf makinesi ve video kamera kalitesinde fotoğraf ve video çekebilen pek model yok… Bunu beklemek hayal gibi bir şey…
Not: Bunu yazmasam olmazdı... Nedir bu Iphone'un derdi... Tamam yazılımla falan hallediliyor... Bu OK! Ama neden orjinalinde video çekme özelliği konmadı bu iphone'a... İlla ki millet Iphone 3GS'i beklemek zorunda mı?.. Bi de reklamlarda çok yeni bir özellikmiş gibi video özelliğinin reklamını yapıyorlar...
Ohh! Rahatladım :)
Devam edecek...

22 Eylül 2009 Salı

CEP TELEFONU SEÇME REHBERİ->BEN KONUŞUR VE MESAJ YAZARIM!


Siz bir cep telefonu üreticisinin en sevmediği gruptaki müşterisiniz… Kendinize dikkat edin :) Böyle bir modeli son zamanlarda eskiye yani 2-3 ay öncesine göre yaklaşık 20 lira daha pahalıya alıyorsunuz; çünkü yeni vergilerle en ucuz model alt sınırı 40 liralardan 60 liralara kadar çekildi… Her marka ve modelin bu sınıfta modelleri bulunsa da en çok model Nokia ve Samsung gibi büyük üreticilerin… Bu sınıfta telefonu bulunmayanlar ise PDA tarzı üretim yapanlar ve tabiiki zengin markası İphone..

Bu sınıfta dikkat etmeniz gereken en önemli noktalar tuş takımı, kulaklık sesi ve şarj süresi… Son zamanlarda renkli ekranda sıklıkla bu modellerde görülmeye başlandı... Bu modeller de tuş takımı genellikle adi plastik malzemeden yapılmakta ve eski teknoloji kullanılmakta… Sonuç olarak çok para vermedim önemli değil dememeniz için bu modelleri de deneyin mutlaka… En azından kulaklık sesi ve tuş takımı… çünkü bu modelleri konuşmak ve mesaj çekmek için alıyorsunuz…

to be continue...

21 Eylül 2009 Pazartesi

CEP TELEFONU SEÇME REHBERİ->BEN MÜZİK DELİSİYİM!

Bu kategori de olduğunuzu düşünüyorsanız zaten belli modelleri kullanmışsınızdır…




Çoğu marka müzik kategorisi telefonlarını ayrı olarak isimlendirme veya kodlama yoluna gitti bile… Sonyericsson Walkman serisi, Nokia Xpress Music ve yeni X serisi, Samsung Beat serisi gibi… Bu tarz telefonlarda ses kalitesi dışında en önemli sorun bence 3.5 mm standard kulaklık girişi olup olmaması… Çünkü üreticinin hazırladığı kulaklığın kalitesini beğenmediğinizde ya daha üst model kulaklığa çok para verip alacaksınız ya da dönüştürücülerle istediğiniz kulaklığı takma yoluna gideceksiniz… Bu da ya cebinizden, ya da ses kalitesinden kayıp demek…

Bunun dışında telefon üzerinde sadece müzik için kumanda tuşları bulunması keyfinizi çok daha fazla arttırabilir… Bazı üreticiler müzik modellerini ses çipleri ile desteklemekte ve daha üstün performans alınmasını sağlamakta… İlaveten ekstra özellikler sizin için önemli ve vazgeçilmezse kişiselleştirilebilirliği en fazla olan telefonlar sizin için çok kolaylıklar sunabilir… Mesela isme göre arama, gruplama, tarza göre (pop, klasik vs…) otomatik müzik seçimi yapma gibi… Ayrıca Sonyericsson, Iphone gibi bazı firmalar müzik ile yoğun uğraştıklarından başarılı olsalarda, diğerleri bu eksikliklerini bazı müzik odaklı firmalarla ortaklığa giderek gideriyor… (Örn; Samsung-Bang & Olufsen) Bu da sizin için şans… Firmalarda internet ortamından kullanıcılarına daha çok sanatçıyla buluşturmak için işbirlikleri de yapıyor… (Örn; Nokia-Warner Music Group) Ayrıca müziğinizi herkes dinlesin diyorsanız dışarı iyi bir ses çıkışı olmasına da dikkat edin… Haa! bu arada unutmadan ekleyeyim… Müzik oynatıcının en son çıkan mp3 alternatiflerini (aac ve aac+ gibi) müzik formatlarını da desteklemesine dikkat edilmeli…



to be continue...

17 Eylül 2009 Perşembe

5 Eylül 2009 Cumartesi

N VE E SERİSİ NOKIA MODELLERİNİN SAR DEĞERLERİ





KAYNAK: RESMİ NOKIA SİTESİ

30 Ağustos 2009 Pazar

BLOGGER VE BLOGSPOT SAYAÇ EKLEME-RESİMLİ

Merhaba arkadaşlar.Ben yeni bir blog kullanıcısı sayılırım.O yüzden bazı şeyleri birçogunuzdan geç keşfediyorum.O yüzden benim gibi yeni olan arkadaşlara yardımcı bazı bilgiler vermek istiyorum.Birçok sayaç sitesi mevcut.Ama ben size buldugum siteyi anlatacagım.Sayaçlar sitemize gelen ziyaretçiler hakkında bilgi veriyor.
Blogunuzu kaç kişi ziyaret etmiş görmek isterseniz www.efreecounter.com adresine girerek istediginiz sayacı seçip next'e tıklıyorsunuz.

Önünüze çıkan sayfaya site adınızı ve mail adresinizi yazıyorsunuz.Ve alttaki Step3 yazan butona tıklıyorsunuz.

Çıkan sayaç kodunu kopyalıyorsunuz.



Sitenizde Gadget ekle linkine tıklıyorsunuz.



Açılacak olan pencerede HTML/JavaScript gadget'ini buluyor ve tıklıyorsunuz.



Aldıgımız sayac kodunu bu alana yapıştırıyorsunuz.



İşte bu kadar. Kolay gelsin...

Eğer yorumlarınızı esirgemezseniz sevinirim...


Alıntıdır... http://tuzluvesekerli.blogspot.com/2009/03/bilgibloggera-sayac-ekleme.html

27 Ağustos 2009 Perşembe

CEM YILMAZ'DAN DEMOKRASİ ÖĞÜTLERİ...




Demokrasinin en tuhaf tarafı oylama sistemidir. Yani her seçmenin bir oy hakkı vardır ama hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü her insanın bir oy hakkı olması adaletsizlik. Adını yazmayı bilmeyenle yazıyı icat edenin eşit oy hakkı olması bütün düzensizliğin kaynağıdır.
Bence sağlam bir bilgisayar ağıyla vatandaşların üretime katkısı, ödediği vergi tutarı, yaptığı hayırlı ve hayırsız iş sayısı öğrenilip belli bir katsayıyla çarpıldıktan sonra kişinin verebileceği oy sayısı hesaplanabilir. Düşünsenize ikiyüz milyar vergi verenin de bir oy hakki var o tutardan fazla vergiyi kaçıranın da. Orman yakanın da bir oy hakkı var ağaçdikenin de...
Seçme durumu bu. Seçilenlerde de durum farklı değil. En fazlasından ilkokul bitirmiş olma şartı aranıyor o kadar. Yani heykel yapan da seçilebiliyor, içine tüküren de!
Memlekete katkı ne kadar fazlaysa oy hakkının da o kadar fazla olması gerekir. Varolan durum bence hukuka aykırıdır. Oylamada bu haksızlık yapılırken sonuçları değerlendirmede de yanlış yapılmaktadır. Enflasyon devletin alenen suç işlediğinin kanıtıdır. Çünkü devlet besbelli ki kalpazanlık yapmaktadır. Yani devlet açık açık sahte para basmaktadır ve bunları aslından ayırmak imkansızdır.
Ekonomi neden battı söyleyeyim: Bir kere ekonomi üreticiler arasındaki bir tüketici ilişkisine dönmedikçe refah gelmez. Her üretici aynı zamanda bir tüketicidir ama pek çok tüketici sadece tüketicidir. Hiçbir şey üretmez, hiçbir işe yaramazlar. Hiçbir meslek erbabı değildirler. Hiçbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o böyle olduğuna inanmıştır. Mükemmele yakın okey oynar ama bu spor henüz olimpiyat kapsamına alınmamıştır maalesef. Bir ekonomide bu kadar tüketici olursa batar tabii.
Dünyanın en az icat yapılan ülkesi Türkiye'dir. Zaten "başımıza icat çıkarma şimdi!" diye birdeyimin üretildiği bir ülkede sonuç başka türlü olamazdı. Ama ülkende sağlam bir telif hakları yasası yoksa insanın içinden icat yapası da gelmez herhalde. Yani demem o ki en azından bir vantilatör filan icat edebilirdik. Ya da tost makinesi. Bunlar atla deve değil diye söylüyorum. Yani MR cihazı demiyorum mesela. O zor tamam ama herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama kendi icatçılarımıza deli muamelesi yapınca uygarlığa katkı sağlanamıyor tabii. Her mahallede vardır kendisi hakkında "Bu mu? Manyağın teki... Mucit o! Kendi kendine acayip şeyler icat eder.." diye bahsedilen biri.
Bir tek uluslararası ismimiz Behçet Bey'dir. Kendisini tanımıyorum ama Behçet Hastalığı dünya tıp literatürüne girmiştir. Tabii gönül isterdi ki; hastalığı değil ilacını bulsaydı ama zamanla o da olacaktır. Yani koca tarihe baktığınızda bula bula bir hastalık bulmuşuz.. O da tam bir icat sayılmaz aslında. Hastalığı Behçet Bey üretmediğine göre. Mesela matbaayı biz bulmadığımız gibi bulanı da ciddiye almamışız.. O yüzden hala büyük harfleri yada küçük harfleri ya da hiçbirini tanımayan insanlar yaşıyor aramızda. Söylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy kullanma hakkı var. Tarih boyunca bilime hiç katkıda bulunmamış bir topluma bir çok icattan yararlanma imkanı verdiği için dünyaya şükran borçluyuz. Adamlar telefonu buldu, biz de bari en azından jetonu bulsaydık.
Bizim orta öğretimimizde akılda kalan cümle şudur Yahu bu matematiğin günlük hayatımızda bize ne faydası olacak?..... Hemen herkes matematikten nefret eder ve faydasız bir şey olduğunu düşünürler. Eee! Bir toplum ya dayak yememiş ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar tabii. Matematik insanoğlunun bulduğu en yararlı derstir. Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununla övünmek eşşekliktir. Çünkü bu başarısız öğrenciler arasında yaygındır. Onlar akılları sıra matematikten anlayanı ve başarılı notlar alanı marjinal yapmak isterler... Yani onlara göre matematikten kalmak değil ondan geçmek tuhaftır. Çalışkan öğrenciye inek derler ama tembel ve sorumsuz öğrenciye takılmış herhangi bir hayvan ismi yoktur. Matematikten hoşlanmayan öğrenciler sonraki hayatlarında genellikle tercihlerini hep yanlış yapan insanlar olurlar. Sanırım ülkemizdeki seçim sonuçları buna kanıt oluşturmaya yeter.
Kendi yerel zenginliklerimizin de farkında değiliz. Sözgelimi Bodrum'daki otellerin neredeyse hiçbirinde Bodrum zeytini yoktur. Köylerinde yüzlerce çeşit peynir yapılan turistik bir beldede oraya üç yüz kilometre uzaktan gelmiş ve otelin satın alma müdürünün zimmetine geçirdiğinden artanla alınmış bir beyaz peynir sunulur. Yani otelin hemen arkasındaki tepenin yamacındaki köyde yapılan muhteşem keçi peynirinden otelde kalan İtalyanın haberi olsa sırf o peynir için seneye bir daha gelecek ama maalesef bu olmamaktadır. Üstelik getirilen peynirin yanına bir parça hıyar, biraz da maydanoz konarak turiste; "bizim yalnızca peynirimiz değil sebzelerimiz de iğrençtir" mesajı verilmektedir.

ALKIŞLAR ÇILGIN TÜRKLERE :)

Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112′nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin, o.çocuklari!!" diyen Karadenizli ağır abiye,
Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram çiş kokularıyla iş yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları "acayip kokuyorsun" dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,
Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme "X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim". Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz AIDS'in açılımını yapıyor: (A)llaha (İ)syan eden (D)eyyusların (S)onu… diyen hocaya,birer alkış istiyorum:))

Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:

Acı Kaybımız:
3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip, Necmi'yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda "Abi onlar kış uykusuna yatar" cevabını almış bulunmaktayız. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.Annemin Maceraları:
Shrek'in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el eletutuşmuş Shrek ve Fiona'yi gören annem, 'Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?' diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.Alfabe:
Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: 'örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?' deme cesaretini gösterdiği için,Annem:
"Bu taraf bitti" diye CD'yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!Modem:
Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…
Yaz Okulu:

Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu yaratıcılıga şapka çıkarılır.
Beyin Göçü:

Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. "Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS'ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika'ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!" Sen git, masrafları ben karşılıyorum. Alman Yazar:
Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren arkadaşa gonderelim.
Düz Mantık:

Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında "Bu ev kiralıktır" yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında "Bu da" yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon'dasınız.
İngilizce Yazılısı:

Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice …….." şeklindeki boşluğu"Nice mutlu yıllara!" biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
Hugo'lar Beşledi:
Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo'ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
Ne Zaman?

Kardeşim karne almıştı; fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin" uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma". Babam daha fazla dayanamadı ve sordu: "Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?"
Havale:

Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah yazalim" evladım.
Lamba:

Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi; çek sağa".
Hacim nedir?

Öğretmen bir arkadaşımdan naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız". Öğrencimizden gelen cevap: "Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?".

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar

Bu gadget'ta bir hata oluştu

fiyat etiketlerinde SAR değeri yazılsın mı?